Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, HIV bulaşan bazı kişilerin 8-10 yıl hiç hastalık belirtisi vermediğini belirterek bu süreçte hastalığı bulaştırmaya devam ettiklerini söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1981 yılında hastalığın tanımlanması ve etken virüsün belirlenmesinin üzerinden geçen 36 yılda, dünyada 35 milyon kişi hayatını kaybetti, 36,7 milyon kişi ise HIV enfeksiyonu ile yaşamını sürdürüyor. Günümüzde etkin tedavilerle yaşam süresi uzarken özellikle gelişmiş ülkelerde etkin bilgilendirme ve alınan önlemlerle hastalığın yayılma hızı da düşüyor.

 

KORKULMASI DEĞİL ÖĞRENİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIK 

 

“1 Aralık Dünya AIDS Günü” dolayısıyla açıklama yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, HIV’in korkulması değil öğrenilmesi gereken bir hastalık olduğuna dikkat çekti.

 

HIV virüsünün vücudun savunma gücünü zayıflatarak sağlıklı kişilerde hastalık yapamayan basit mikropların bile ölümcül enfeksiyonlara yol açmasına neden olduğunu anımsatan Sönmezoğlu, “Tüm dünya ülkelerinde hızla yayılan yeni HIV enfeksiyonu sayıları 1996 yılında etkin ilaçların kullanıma girmesiyle azalmaya başlamış, ancak 2004’ten sonra ölüm oranları düşmeye başlamıştır” diye konuştu.

 

Gelişmiş ülkelerde alınan önlemlerle hasta sayısının düştüğünü ifade eden Sönmezoğlu, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde ise sayının artmaya devam ettiğini söyledi.

 

HIV'İN HIZLI YAYILMASININ SEBEBİ HASTALIĞI BİLMEMEK 

 

Prof. Dr. Sönmezoğlu, kişinin virüsü korunmasız cinsel temasla alması durumunda, ortalama 8-10 yıl hiçbir hastalık belirtisi olmadan yaşayabildiği için yine korunmasız cinsel yolla birçok kişiye bulaştırmayı sürdürdüğüne işaret etti. Sönmezoğlu, “Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda danışmanlık veren kurum sayısının az olması, kişilerin sağlık kurumlarına yeterli başvurularının olmaması, kayıt sistemlerinin yetersiz olması ve şüphe duyan kişilerin ücretsiz test yaptırabileceği kurum olmaması, toplumda HIV virüsünün hızlı yayılmasının nedenleri olarak sayılabilir” dedi.

 

GENÇLER RİSK ALTINDA 

 

Türkiye’deki rakamlar incelendiğinde cinsel aktif genç erişkinlerin ülkemizde hastalığa yakalanma açasından öncelikli risk grubu oluşturduğuna dikkati çeken Sönmezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “HIV virüsünün tedavisi için yapılan araştırmalar, yeni ilaç çalışmaları ve yayınlar hiçbir hastalıkta olmadığı kadar hızlıdır. Günümüzde HIV tedavisi üçlü ilaç kombinasyonu ile yapılmaktadır. Yeni geliştirilen ilaçlarla birlikte doz sıklığı, ilaç sayısı azalmış, kısa ve uzun dönem yan etkileri daha az olan ilaçlar geliştirilmiştir. Erken tanı alan ve fırsatçı hastalık gelişmeyen hastalarda etkin tedavi ile beklenen yaşam süresi gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubundaki normal popülasyona yakın bulunmaktadır.”

 

TEDAVİYLE BULAŞMA YÜZDE 97 AZALIYOR

 

Prof. Dr. Sönmezoğlu, etkin tedavi ile yaşam süresinin uzamasının yanı sıra tedavisini aksatmayan hastanın HIV enfeksiyonu bulaştırma olasılığının yüzde 97 azaldığını kaydederek “HIV pozitif gebelerin bebeklerine virüsü bulaştırma olasılığı çok düşürülmüş, HIV’e bağlı ölümler yüzde 45 azalmıştır. Tedavinin alternatifi toplumun hastalık hakkında bilinçlendirilmesi ve hastalığın önlenmesi olup maliyeti çok daha düşüktür ve travmatik değildir. Dünya Sağlık Örgütü 2020 ve 2030 hedeflerine HIV enfeksiyonunun toplum sağlığı için tehdit olmaktan çıkması için yapılacak çalışmaları koymuştur.”

 

Sayılarla HIV:

 

* Türkiye’de ilk HIV vakası 1985 yılında teşhis edildi, aynı yıl 3 vakaya daha teşhis kondu.

 

*1996’dan sonra yeni teşhis sayısı 100’lü, 2012 den sonra 1000’li rakamlara ulaştı. Yalnızca 2016 yılında, 2573 yeni hastaya teşhis kondu.

 

* Sağlık Bakanlığı, Aralık 2016 verilerine göre Türkiye’de 14.695 HIV/AIDS hastası bulunuyor.

* Kayıtlı HIV pozitif olguların yüzde 80’i 20-49 yaş, yüzde 15’i 50 yaşından büyük.

 

* Türkiye’de kayıtlı hastaların, var olduğu düşünülen toplam HIV virüsü bulaşmış hastaların yüzde 40 kadarı olduğu, gerçek sayının 30.000 civarı olduğu tahmin ediliyor

 

* HIV tedavilerine 2000’li yıllarda yüzde 2 oranında hasta ulaşabiliyorken 2007’de oran yüzde 12’ye, Haziran 2017’de ise yüzde 57’lere (20,9 milyon kişi) ulaştı.

 

* Olguların yüzde 78,2’si erkek, yüzde 21,8’i kadın olup yüzde 15,1’i yabancı uyruklu.

 

* Olguların yüzde 49,8’i hastalığa cinsel yolla, yüzde 1,5’i damar içi madde kullanımı yoluyla yakalanmış. Yüzde 46,7’si ise bulaşma yolunu bilmiyor.

 

* 142 bebek annesinden hastalığı alırken 90’ı kan ürünleri transfüzyonu yoluyla ve 63’ü hastanede bu hastalığı almış. 20 de hemofili olgusu bulunuyor.

 

Neler Yapılabilir?

 

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye’de yeni HIV enfeksiyonlarının ve ölümlerin azaltılması için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

 

1-18-45 yaş grubu başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerine HIV konusunda eğitimverilmeli.

2-Korunmasız cinsel temastan kaçınılması için özellikle genç erişkinler uyarılmalı.

3-Cinsel temasla bulaşan başka hastalığı ve verem hastalığı olanlar ile gebeler HIV testi yaptırmalı.

4-HIV virüsünün kan ve genital salgılarda bulunduğu, sosyal yaşamda tokalaşma gibi deri temasları ile geçemeyeceği vurgulanmalı.

5-HIV’in etkin tedavisinin olduğu anlatılmalı

6-Özellikle bulaşma riski altında olan gruplar eğitilmeli ve test yaptırmaları için desteklenmeli.

7-Tedaviye başlama ve devam etme konusunda hastalar desteklenmeli.

8-Hastaların bilgi mahremiyeti ve sosyal yaşamlarını koruma haklarına saygı gösterilmeli.

9-“HIV korkulması değil öğrenilmesi gereken bir hastalıktır” mesajı yaygınlaştırılmalı.