LOZANI GÖRMEYENLER
Cumhurbaşkanımız ortaya "Bağırsan karşı adadan sesin duyulur, Lozanı bize başarı diye gösteriyorlar" şeklinde bir tespit ile Türkiye'nin gündemini değiştirdi. Eeee...Haklı  tabii. Türkiye'nin sorunlarını halledince sıra Lozan'a laf sokmaya geldi. Milli gelir 11.000$ dan 8.000$ a düştü, işsizlik tarım dışı %11 lere dayandı, faizler dünya ortalamasının üzerinde, sanayi üretiminde ciddi bir daralma var. Bunların hiçbiri sorun sayılmaz. Nasıl olsa lafla hallediyoruz. Hergün gelen şehit haberlerinin vatandaşlarımız üzerinde manevi baskısı yokmuş gibi Suriye'ye girerek savaş gerilimini vatandaşa yaşatmamışız gibi ve hatta iki ay önce cemaat eliyle düzenlenen darbe girişimi bertaraf edip Türkiyeyi demokratik bir düzene kavuşturmuşuz gibi Lozan'ı vatandaşın gözüne sokuverdik. Avrupa'dan bakan da bu halk günlük mesaisini Lozan tartışmasına ayırıyor zanneder.
Bugüne kadar Lozan'ı coşku ile kutlarken, İstiklal Savaşının altın nişanı olarak görürken yine kendi ağızlarından Lozan "üzerinde yaşadığımız bu vatanın resmi tapusudur" derken birdenbire beceriksizlik oluverdi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bu sözlere ilişkin "Onlar Sevr'i savunuyorlar biz Lozan'ı" deyince kıyametler kopuyor. Başbakan, Meclisin açılış resepsiyonunda Kılıçdaroğlu'nu "ayrılıkçı söylem"de bulunmakla suçluyor. 15 Temmuz'daki gibi bir birlik ruhuna çağırıyor.
Temel eğitimini bile tamamlamamış bir imamın kendi değimleri ile sapasağlam bir iradeyi kandırabildiğini düşünürsek bu insanların Lozan'ı anlayabilmiş olduğunu düşünmek saflık olur. Türkiye hergün fakirleşirken bu toplumun altın madalyası olarak kabul ettiği Lozan'ı aşağılayacaksınız ve yaptığınız ayrılıkçılık olmayacak. Ancak bunu eleştirenleri ayrılıkçılıkla suçlayacaksınız. Komik!!!
Toplumu alevi-sunni, sağcı-solcu, Türk-Kürt diye kutuplaştıran mantık şimdide Lozan üzerinden yeni bir kamplaşma yaratmaya çalışıyor. Ülkede sürekli bir tartışma ortamı yaratıp bu tartışmanın taraflarından politik yandaş edinme anlayışı çok sık kullandıkları birlik söyleminden oldukça uzaktır, ayrılıkçıdır ve kışkırtıcıdır. Bu tür tartışmalar yüzünden ülke bir türlü gerçek gündemine dönemiyor. Doktora düzeyinde bir eğitimi, yüksek teknoloji sağlayan bir üretimi, insan haklarına dayalı demokratik laik bir hukuk devlet hedefini yok sayarak yolumuza devam eder olduk. Diyanetten Din üzerinden ayrımcılık, siyaset ırk,mezhep ve hamaset üzerinden ayrımcılık yaptığı sürece biz geleceğe güvenle bakamayız

YASAK KARDEŞİM....
Türkiye tam şortlu kızımıza yapılan saldırının şokunu atlatmaya çalışırken üst üste yaşam biçimine müdahale haberleri duyuyoruz. Her ne kadar yöneticilerden "kimsenin özel yaşantısına müdahale etmeyiz, ettirmeyiz" açıklamaları gelse de gelişen olaylar bu açıklamaların toplumun gerilimini yatıştırmaya yönelik olduğunu ortaya koyuyor. Yozgat Valiliğinin il genelindeki kafe ve restoranlarda alkollü içecek satışını yasaklaması kararından sonra ilgili bakanlıktan bir açıklama ya da müdahale bekledik fakat bir gelişme olmadı. Dudak ucuyla bu uygulamalara uyduruk gerekçeler sıralansa da gerçek nedenin siyasi iktidarın anlayışından kaynaklandığı sonunda ortaya çıktı. Olaydan birkaç gün sonra TBMM'nin açılış resepsiyonunda cumhuriyet tarihinde ilk defa alkollü içki yer almadı. Bu kararın arkasını araştırdığımda başkanlık divanının resmi bir kararı olmadığını sadece meclis başkanının iradesi ile böyle bir uygulama gerçekleştiğini öğrendim. Tahmin edilebileceği gibi bu resepsiyonda verilen mesaj "toplantılarda alkol servis etmeyin" mesajıdır. Çok kısa sürede bu kararın yansımalarını iş dünyasında ve askeri alanda göreceğiz. Hiç kuşkunuz olmasın ki Yozgat Valiliğinin bu yasağına sırasıyla bazı illerde katılacaktır. "Alt tarafı alkol niye abartıyorsunuz" diyenler varsa bilsinlerki bu duruşun sonu yoktur. Kılık kıyafete, müfredata, düşünce hürriyetine ayrı ayrı düzenlemeler gelecektir. Kabul ettikçe daha fazlası istenerek itirazlara inanç ve ahlak şapkası giydirilecek, tercihlerimize ve düşüncelerimize müdahale edilecektir. Şorttan pantolona, bikiniden haşemaya, askılıdan uzun kolluya geçmemizi sağlayacak her türlü yaptırım mevcut siyasal anlayışın gizli amaçlarıdır. Çok yakında sorunun şort etek ya da söylem olmadığını bugünkü iktidar savunucularının bir kısmı anlayacaktır. Bu zihniyet Hukuk sistemimizin yerini reisçilik, laiklik anlayışımızın yerini dincilik, özgür düşünce anlayışımızın yerini biatçılık alana dek baskıcı davranacaktır.
Bilinmelidir ki;
   Ulusumuzun kurtuluş savaşında ortaya koyduğu birlik,özgürlük ve devrimci ruhu  teslim alamaya kimsenin gücü yetmez.

Tacidar Seyhan