İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, 2025 yılının son günlerinde IŞİD terör örgütü tarafından Yalova’da şehit edilen 3 polis için Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diledi.

2026 yılının başlarında dünyanın ‘tehlikeli bir eşiğe’ sürüklendiğini belirten Dervişoğlu, “Türkiye de bundan muaf değildir. Uzun süredir, özellikle Gazze başta olmak üzere, birçok bölgede zorluklarla aşılması gereken çatlaklar, adeta tüm engelleri yıkmıştır. Artık tüm dünyada kuralların konuşulmadığı, hukukun caydırıcılıktan yoksun olduğu, diplomasinin ikna gücünün yetersiz kaldığı, gücün salt hakimiyet sağladığı bir dönem yaşanıyor. Ülkelerin içinde ‘yıllarca biriken, hatta biriktirilen zorbalık’ ülkeler arası ilişkilerde de yaygın hale gelmiştir.” dedi.

Dervişoğlu, “Bölgemizdeki her gelişmede ‘Türkiye bunun öznesi mi yoksa nesnesi mi?’ sorusunun yanıtını aradık. Cevabı vermesi gereken iktidar ise her defasında aynı hatada ısrar etti. Kısa vadeli hesaplarla günü kurtarma refleksiyle devlet aklını zayıflatan, milletin rızasını pazarlığa açan tercihler yaptı. Bir devlet başkanı, yozlaşmış ve otoriter de olsa böyle bir hoyratlığı meşrulaştıramaz. Meşrulaştırmamalıdır.” diye konuştu.

Maduro’yu meşru görerek yapılan Trump eleştirisi ile Trump’ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında kendileri için hiçbir fark olmadığını ifade eden Dervişoğlu, şunları söyledi:

“İkisi de ilkesiz, yaşanan olayı kendi siyasi pozisyonundan değerlendiren, şark kurnazlığını hissettiren beyanlardır. Mesele doğru okunmalıdır. Bu hadisenin özü şudur: Bir rejimin istikrarı, ‘ben kazandım, oldu’ denilen seçimlerle ölçülemez. Bir devletin gücü, kurumlarının ve kurallarının gücünden bağımsız değildir. Bir ülkenin en hayati savunma sistemi ise partizanlığa değil, toplumsal rızaya dayalı siyasettir. Milletin ortak rızasına boyun eğen bir iktidarın başka hiçbir güce boyun eğmesine gerek yoktur.”

Dervişoğlu, 2025 yılının millet için bir ‘sabır testi’ değil, bir hayatta kalma savaşı olduğunu vurgulayarak açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Porsiyonlar küçüldü. Borç borçla kapatıldı. Barınma krizi patlak verdi. Şirket iflasları, icralar ve hacizler arttı. Emeği, namusu ve şerefiyle çalışanlar nefes alamaz hale geldi. Ve şimdi 2026’ya girdik. Kurdukları yalan düzeninde ilk değişimlere dikkat edin. 1 Ocak’ın ilk dakikalarında hiç vakit kaybetmediler; vergiler yükseldi. Harçlar ve cezalar katlandı. Asgari ücrete ise çekimser davrandılar. Sonunda 28 bin 75 lira yaptılar. Vatandaş son ana kadar bir düzeltme bekledi, ancak karşılık bulamadı. Bu asgari ücretle iki pazar, bir market ancak yapılır. Belki bir depo benzin alınır. Açlık sınırı 30 bin lirayı aşarken, asgari ücreti 28 bin lira olarak belirlemek vatandaşı açlığa mahkum etmektir. Bu açlık, sürünme sertifikasıdır, açlık karnesidir.”