Üçüncü duruşma Silivri’de yapıldı, karar yine çıkmadı

Görevden uzaklaştırılan ve Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin davada üçüncü kez hakim karşısına çıktı.

Duruşma, cezaevi yerleşkesinin karşısındaki salonda görüldü. Mahkeme heyeti, devam eden idari süreçlerin sonucunun beklenmesine hükmederek davayı 16 Şubat tarihine erteledi.

Erteleme kararının ardından İmamoğlu’nun, “Çok yazık” ifadesini kullandığı, kararın adil yargılanma beklentisini zedelediğini dile getirdiği aktarıldı.


Önce küçük salon krizi, sonra erteleme zinciri

Dava sürecinde daha önce de duruşma koşulları tartışma konusu olmuştu.

12 Eylül’deki ikinci duruşmada salonun kapasitesinin yetersizliği gerekçesiyle çok sayıda gazeteci ve avukat içeri alınmamış, bunun üzerine İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldığını açıklamıştı.
İtirazların ardından sonraki duruşma için daha büyük bir salon ayarlanmış, İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verilmişti.
Ancak müdafilerinin tamamının salonda bulunamadığını belirten İmamoğlu, bu koşullarda savunma yapmasının mümkün olmadığını söyleyerek erteleme talebinde bulunmuş, dava 8 Aralık’a bırakılmıştı.
Son duruşmayla birlikte, “diploma davası”ndaki erteleme zincirine bir halka daha eklenmiş oldu.


‘Diploma davası’ nasıl başladı?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin ihbarlar ve hazırlanan raporlar sonrası hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.

İddialara göre:

İmamoğlu 1990’lı yıllarda Kuzey Kıbrıs’taki bir üniversiteden İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptı,
Bu geçiş sürecinde kullanılan bazı belgelerde usulsüzlük olduğu ileri sürüldü,
Sahte olduğu iddia edilen diplomanın yüksek lisans başvurularında ve farklı resmi işlemlerde kullanıldığı öne sürüldü.
Hazırlanan iddianamede İmamoğlu hakkında, “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçundan hapis cezası talep ediliyor.


Üniversitenin iptal kararı: 28 kişilik liste

İstanbul Üniversitesi yönetimi, tartışmalı yatay geçiş süreçleriyle ilgili yürüttüğü incelemenin ardından 18 Mart’ta aldığı kararla, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da yer aldığı 28 kişinin lisans diplomalarının “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle iptal edildiğini açıkladı.

Aynı kişilerden bazılarının yüksek lisans diplomaları da 24 Temmuz’da iptal edildi.
Üniversite, bu kişilere ait Yükseköğretim Bilgi Sistemi (YÖKSİS) kayıtlarını güncelleyerek ilgili kurumlara bildirimde bulundu.
Bu karardan etkilenenler arasında akademisyenler de bulunuyordu. İmamoğlu cephesi ise sürecin hukuki değil, siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunuyor.


Gözaltı, tutuklama ve ‘yolsuzluk’ dosyası

İmamoğlu, diplomasının iptal edilmesinden kısa süre sonra gözaltına alınmış ve 23 Mart’ta bu kez “yolsuzluk” iddialarını da içeren ayrı bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştı.

Bu gelişmenin ardından:

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı,
Hakkındaki soruşturmalar, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve siyasetin yargı üzerindeki etkisi tartışmalarının odağına yerleşti.
İktidar cephesi, yürütülen süreçlerin “tamamen hukuki” olduğunu savunurken; muhalefet ve İmamoğlu’nun destekçileri, tüm dosyaların yaklaşan seçimler öncesi “siyaseti dizayn etme girişimi” olduğunu öne sürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu soruşturmaların başında yaptığı bir konuşmada, “Onlar da çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyükleri heybede. Telaşlarının sebebi bu,” sözleri, yeni soruşturma dosyalarının işareti olarak yorumlanmıştı.


Tarafların tutumu ve hukuk süreci

Ekrem İmamoğlu, hem diploma davasında hem de diğer dosyalarda yöneltilen suçlamaları reddediyor; kendisine açılan davaları “siyasi yasak ve siyaset dışı bırakma girişimi” olarak nitelendiriyor.

İktidar kanadı ise yargının bağımsız hareket ettiğini, dosyaların deliller üzerinden yürütüldüğünü ve sürecin siyasallaştırıldığını ileri süren yorumların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Tüm bu tartışmaların gölgesinde, 16 Şubat’ta görülecek duruşmanın, hem İmamoğlu’nun hukuki geleceği hem de önümüzdeki dönemin siyasi dengeleri açısından kritik bir eşik olacağı değerlendiriliyor.