Bir haftada üç tanker vuruldu
Karadeniz’de tansiyonu yükselten süreç, geçen hafta Rusya ile bağlantılı Kairos ve Virat adlı iki tankerin insansız deniz araçlarıyla hedef alınmasıyla başladı. Her iki saldırı da Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesi ve arama–kurtarma sorumluluk alanına oldukça yakın noktalarda meydana geldi.
Kısa süre sonra, ayçiçek yağı taşıyan MIDVOLGA-2 adlı Rus bayraklı tanker, Sinop’a doğru seyrederken Türkiye kıyılarına yaklaşık 130 kilometre mesafede benzer bir saldırıya uğradı. Gemideki 13 kişilik mürettebat zarar görmezken, olayla ilgili Türkiye’den yardım talebinde bulunulmadı.
Uluslararası değerlendirmelere göre söz konusu tankerlere yönelik saldırılar, Ukrayna’nın Rusya’nın yaptırımları delmek için kullandığı “gölge petrol filosu”nu hedef alan deniz dronu operasyonlarının bir parçası olarak görülüyor.
Ankara’dan “kırmızı çizgi” uyarısı: “Ticari gemilere saldırı kabul edilemez”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirerek, tüm taraflara gerekli uyarıların yapıldığını açıkladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise saldırıları “çok korkutucu” sözleriyle tanımladı; bu eylemlerin Karadeniz’de seyir güvenliğini ve ticareti doğrudan tehdit ettiğini vurguladı. Fidan, Türkiye’nin Romanya ve Bulgaristan’la birlikte bölgedeki güvenlik tedbirlerini artırmak üzere NATO içinde görüşmeler yürüttüğünü de duyurdu.
Türk diplomasi çevrelerine göre, ticari gemilerin –sahibi kim olursa olsun– Türkiye kıyılarına bu kadar yakın bölgede vurulması, Ankara açısından hukuki ve siyasi bir kırmızı çizgi olarak görülüyor.
Montrö ve boğazların anahtarı: Türkiye baskı altında
Karadeniz’deki her kriz, doğal olarak 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni gündeme getiriyor. Sözleşme, ticaret gemilerinin barış zamanında serbest geçişini güvence altına alırken, savaş gemilerinin sayısı, tonajı ve kalış süresi üzerinde Türkiye’ye geniş denetim yetkisi veriyor.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya saldırmasıyla birlikte Türkiye, Montrö’nün ilgili maddelerini işleterek savaşan tarafların yeni savaş gemilerinin boğazlardan geçişine kapılarını kapatmış; bu tutum Ankara’ya hem NATO hem Rusya nezdinde kritik bir denge rolü kazandırmıştı.
Bugün ise tablo daha karmaşık:
Bir yanda Karadeniz’de NATO’nun doğu kanadının güvenliği ve Ukrayna’ya destek baskısı,
Diğer yanda Rusya ile enerji ticareti, turizm ve tahıl koridoru gibi alanlarda süren karşılıklı bağımlılık bulunuyor.
Uzmanlara göre ticari gemilere yönelik saldırıların “normalleşmesi”, Türkiye’yi hem Montrö rejimini koruma iddiası hem de bölgesel savaşın Karadeniz’e yayılmasını engelleme hedefi bakımından zorlayabilir.
Enerji ve tahıl hatları risk altında: Sigorta maliyeti fırladı
Karadeniz, yalnızca bölge devletleri için değil, dünya piyasaları için de bir enerji ve tahıl koridoru. Ukrayna ve Rusya’dan çıkan petrol, doğalgaz ve tahıl sevkiyatının önemli bölümü boğazlar üzerinden Akdeniz’e ulaşıyor.
Son saldırıların ardından, Karadeniz’de çalışan gemiler için savaş riski sigorta primleri kısa sürede birkaç katına çıktı. Özellikle Rusya bağlantılı tankerlerde maliyet daha da yükselirken, bazı uluslararası şirketlerin bölgeye sefer planlarını askıya aldığı belirtiliyor.
Bu tablo, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ve aynı zamanda tahıl ticaretinde geçiş ülkesi olan ekonomiler için hem fiyat baskısı hem de lojistik belirsizlik anlamına geliyor.
Türkiye’nin güvenlik dengesi: “Bölgesel bekçi” rolü güçleniyor mu?
Son saldırılar, Ankara’yı birkaç başlıkta yeni kararlarla karşı karşıya bırakıyor:
Deniz devriyeleri ve gözetleme kapasitesi
Türkiye, hâlihazırda yürüttüğü sahil güvenlik ve donanma devriyelerini artırmak zorunda kalabilir. İnsansız hava ve deniz araçlarının gözetlemedeki rolünün büyümesi bekleniyor.
NATO ve bölgesel işbirliği
Romanya ve Bulgaristan’la kurulacak ortak deniz resminin, NATO çerçevesinde daha kurumsal bir yapıya kavuşması gündemde. Ancak Ankara, Karadeniz’in tamamen bir NATO–Rusya çekişme sahasına dönüşmesine de mesafeli duruyor.
Rusya–Ukrayna dengesi
Türkiye hem Moskova hem Kiev ile diyalog kanallarını açık tutarken, ticari gemilere yönelik saldırıların devamı, Ankara’nın daha net ve sert pozisyonlar almaya zorlanabileceği anlamına geliyor.
Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin “Karadeniz güvenliğinde liderlik üstlenmeye hazır olduğunu” vurgularken, bunun şartının bölge ülkeleriyle ve NATO’yla eşgüdümlü, fakat gerilimi tırmandırmayan adımlar olduğunu belirtiyor.
Uzmanlar ne diyor? “Savaş sahası ile ticari hat arasına çizgi çekilmeli”
Güvenlik analistlerine göre Karadeniz’deki son saldırılar iki kritik riski büyütüyor:
Birincisi, siviller ve denizcilik çalışanları için artan güvenlik riski,
İkincisi ise savaşın doğrudan Türkiye’nin kıyılarına ve boğazlar rejimine taşınma ihtimali.
Uzmanlar, askeri hedef ile ticari gemi arasındaki çizginin bulanıklaşmasının, uluslararası hukuk ve sigorta rejimi açısından tehlikeli bir kapı açtığını vurguluyor ve şu uyarıyı yapıyor:
“Karadeniz’de savaş alanı ile ticari hatlar arasına net bir çizgi çekilmezse, tek bir yanlış hamle tüm bölgeyi geri dönüşü zor bir güvenlik sarmalına sokabilir.”
Bu nedenle Ankara’nın önümüzdeki dönemde hem denizde fiili güvenlik tedbirlerini artırması, hem de Moskova ve Kiev’le yürüttüğü diplomatik trafik aracılığıyla ticari gemilerin dokunulmazlığını yeniden güçlü bir ilke hâline getirmeye çalışması bekleniyor.

