Terör örgütü PKK’nın çatı yapılanması KCK’nın elebaşı Bese Hozat, Türkiye’nin siyaset gündemini yeniden zehirleyen açıklamalara imza attı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışının ardından AKP, MHP ve DEM Partili milletvekillerinin terörist başı Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi etrafında yürüyen tartışmalar sürerken, Hozat hem iktidarı eleştirdi hem de CHP’yi doğrudan hedef aldı.

Açıklamalarında, Türkiye’nin geleceğini karanlıkla tehdit eden bir dil kullanan Hozat, yıllardır Türkiye’yi kana bulayan terör örgütünü adeta “suçsuz” göstermeye çalışan cümlelerle örgüt kadroları için “özgürlük yasası” talebini dillendirdi.


“Türkiye’nin geleceği karanlık” tehdidi

KCK elebaşı Hozat, Türkiye’yi açıkça tehdit eden ifadelerinde özetle şunları söyledi:

“Türkiye Kürt sorununu demokratik temelde çözmezse, Kürtlerin varlığını ve kimliğini tanımazsa, yasal anlamda çok köklü reformlara gitmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır… Türkiye varlığını ancak Kürt-Türk birliğini demokratik temelde ama hukuki eşitlik temelinde sağlayarak koruyabilir.”
Hozat, bu sözlerle bir yandan Kürt meselesini örgüt üzerinden rehin almaya çalışırken, diğer yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını da kendi argümanlarının içine çekmeye çalıştı.

Bu yaklaşım, yıllardır ayrımcılıkla ve şiddetle Kürt vatandaşları da rehin alan bir terör yapılanmasının, meşruiyetini “demokratik çözüm” söylemiyle paketleme çabası olarak okunuyor.


CHP’ye İmralı üzerinden hedef gösterme

KCK elebaşı, açıklamalarında CHP’yi de isim vererek hedef aldı.
İmralı’ya gitmesi tartışılan heyet konusunda CHP’nin tutumunu eleştiren Hozat, sürecin AKP tarafından “kararsız” yürütüldüğünü iddia ederken, sorumluluğu da muhalefete doğru yaymaya çalıştı.

Bu dil, terör örgütünün Türkiye’deki ana akım siyaseti İmralı ekseninde yeniden konumlandırma girişimi olarak değerlendiriliyor.


“Suç işlemedik ki af isteyelim” sözleri tepki çekti

Hozat’ın en dikkat çeken cümleleri ise, örgüt kadrolarına ilişkin “af” tartışması üzerinden geldi. KCK elebaşı şunları söyledi:

“PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan istemiyor… Hiç kimse suç işlememiş, suç işlemediği için de af istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim.”
Terör saldırılarında hayatını kaybeden binlerce insanın, güvenlik güçlerinin, sivillerin, çocukların acısı hâlâ hafızalarda tazeliğini korurken, bu sözler toplumsal vicdana açık bir meydan okuma olarak görülüyor.


“En tepeden en yeni savaşçıya kadar özgürlük yasası” çağrısı
Hozat, örgütün nihai hedefini ise şu sözlerle özetledi:

“Bu örgütün en tepesindeki yöneticisinden en yeni katılan savaşçısına kadar özgürlük yasası çıkacak. Bu insanlar gidecek, demokratik siyaset yapacak, demokratik toplum çalışması yapacak.”
Bu ifadeler, silahlı bir terör yapılanmasının kendi varlığını “siyasallaşma” söylemiyle aklama girişimi olarak yorumlanıyor. Hozat’ın dile getirdiği “özgürlük yasası”, örgüt kadrolarına yönelik toplu bir meşruiyet ve temize çıkma talebi anlamına geliyor.

Ancak hem hukuki gerçeklik hem de toplumun hafızasındaki acı tablo ortadayken, bu talep kamuoyunda “silaha bulaşmış kadroların siyasete taşınması” riskini de beraberinde getiriyor.


Siyasi iklime yeni baskı: Meşruiyet arayışı mı, pazarlık denemesi mi?

KCK’nın en üst düzeyinden gelen bu açıklamalar, Ankara’daki siyasi tartışmaları daha da sertleştirecek nitelikte.

Bir yanda örgütün kendini “suçsuz” ilan eden dili,
Diğer yanda devlete ve siyaset kurumuna yönelik açık tehditler,
Ve bütün bunların “demokrasi, reform, eşitlik” gibi kavramların arkasına saklanarak dile getirilmesi…
Bu tablo, PKK/KCK yapısının, demokratik siyasetin dilini kullanarak kendi varlığını aklama ve alan açma arayışını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Türkiye açısından kritik soru ise şu:
Terörü reddeden, şiddeti dışlayan gerçek ve demokratik çözümler ile silahlı bir örgütün pazarlık dili birbirinden nasıl net çizgilerle ayrılacak?