Randevu alınıyor, poliklinik kapısında kriz başlıyor

Türkiye’de kamu hastanelerine gitmek isteyen milyonlar, önce MHRS ekranına kilitleniyor. Randevu bulmak zaten güçken, randevu alanlar da her zaman doktora ulaşamıyor. Şikâyet sitelerine yansıyan örneklerde, hastalar saatinde polikliniğe geldiğini, ancak:

Doktorun acil ameliyata alındığını,
İzin, rapor ya da tayin nedeniyle poliklinikte bulunmadığını,
Randevuların iptal edildiğine dair sistemde herhangi bir uyarı görmediklerini anlatıyor.
Bazı hastalar “09.00’da randevum vardı, 10.00’a kadar bekledik, doktorun gelmeyeceği söylendi ama sistemde randevum gitmiş görünüyor” ifadesiyle yaşadıkları mağduriyeti paylaşıyor.


MHRS şikâyetleri bir haftada yüzde 165 arttı

Sağlık Bakanlığı’nın randevu sorununu çözmek için 2024’te devreye aldığı “Onaylı Randevu Sistemi”, tabloyu düzeltmeye yetmedi. Şikayetvar’ın verilerine göre MHRS ile ilgili şikâyetler, yeni sistem sonrası sadece bir haftada yüzde 165 arttı; hastalar “aylardır randevu alamıyoruz, talep bırakmak zorunda kalıyoruz” diyerek seslerini duyurmaya çalışıyor.

“Kadın doğumdan iki haftadır randevu alamıyorum, uygun klinik yok yazıyor” ya da “Basit bir dahiliye kontrolü için aylar sonrasına gün veriliyor” şeklindeki paylaşımlar, sorunun birkaç branşla sınırlı olmadığını gösteriyor. 


Rakamlara yansıyan beyin göçü: 2 bin 692 hekim yurt dışı için belge aldı

Randevu krizinin arkasında yalnızca organizasyon değil, hekim sayısındaki azalma da önemli bir etken. Türk Tabipleri Birliği’nin 2024 verilerine göre, sadece bir yılda 2 bin 692 hekim, yurt dışında çalışmak için zorunlu olan “İyi Hal Belgesi” aldı. 

Meslek örgütleri, bu göçü tetikleyen başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

5 dakikaya sıkıştırılan muayene süreleri,
Düşük maaş ve ekonomik kriz,
Uzayan nöbetler, ağır iş yükü,
Sağlıkta şiddet ve “hasta memnuniyeti baskısı”,
Mesleğin değersizleştirildiği duygusu. 

21 binden fazla uzman kamudan istifa etti: “Tek sorun doktorları elde tutmak”

TTB ve hekim örgütlerinin derlediği verilere göre, 2013–2025 döneminde kamudan istifa eden uzman hekim sayısı 21 binin üzerine çıktı. 

Yalnızca 2025’in ilk on ayında kamudaki 1.759 uzman hekimin istifa ettiği belirtiliyor; bu da ayda ortalama 176 uzman hekimin kamu sisteminden ayrılması anlamına geliyor.

Sahadan gelen yorumlarda, MHRS’ye dair tartışmalarda bile asıl meselenin altı çiziliyor:
“Randevu sisteminin eksikleri var ama tek sorun bu değil, doktor kıtlığı var; doktorları elde tutamıyorlar” diyen sağlık çalışanları, polikliniklerde tek uzmanla yürüyen servislerin, izin veya ameliyat durumunda tamamen kilitlendiğini anlatıyor. 


Bakanlık: “Toplam 233 bin hekimin sadece 412’si yurt dışına gitti”

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ise Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’de yaptığı sunumlarda, beyin göçü eleştirilerine farklı bir tabloyla yanıt veriyor. Bakan’a göre: 

Türkiye’de toplam 233 bin hekim görev yapıyor.
2025 yılında yurt dışına giden hekim sayısı 412 ile sınırlı.
Geçmiş yıllarda yurt dışına giden 249 hekim 2025’te geri döndü.
“Beyaz Reform” sonrası kamuya dönen hekim sayısı 8 bine yaklaştı.
Bakanlık, randevu sorununda asıl problemin randevu alıp gitmeyen 23 milyon kişi olduğunu, bu yüzden onaylı randevu ve gitmeyenlere 15 gün kısıtlama gibi önlemler alındığını savunuyor. 


Peki beyin göçü mü, sistem krizi mi?

Resmî rakamlarla TTB verileri arasındaki fark, tartışmayı tek bir başlığa indirgemeyi zorlaştırıyor. Uzmanlara göre tablo şöyle özetlenebilir:

Yurt dışına giden hekim sayısı toplam hekim sayısına göre hâlâ sınırlı görünse de, bu hekimlerin önemli kısmı deneyimli ve nitelikli uzmanlar; kayıpları, belirli branş ve şehirlerde büyük boşluk yaratıyor.
Kamudan istifa edip özel sektöre geçen hekimler de randevu krizine doğrudan etki ediyor; özellikle taşra hastanelerinde branşların tek hekime düşmesi, doktorun izin veya ameliyat günlerinde “randevu var doktor yok” görüntüsünü yaygınlaştırıyor. 
MHRS’deki onaylı randevu gibi teknik düzenlemeler, sistemdeki yapısal insan gücü ve organizasyon açığını kapatmaya yetmiyor; şikâyet artışı bunun en net göstergesi. 
Sağlık ekonomistleri, sorunun yalnızca “giden doktorlar” üzerinden değil, çalışma koşulları, sevk zinciri, birinci basamak hizmetlerin zayıflığı ve performans baskısı üzerinden okunması gerektiğine dikkat çekiyor.


Hastalar ne istiyor, hekimler ne talep ediyor?

Poliklinik kapısında bekleyen hastaların ortak talebi basit: “Ulaşılabilir, öngörülebilir, insanca bir sağlık hizmeti.”

Hekimler ise bu talebin gerçekleşmesi için:

İnsani çalışma koşulları ve gerçekçi randevu süreleri,
Şiddete karşı etkili yasal koruma ve güvenli çalışma ortamı,
Kamuda nitelikli uzmanı tutacak ücret ve kariyer politikası,
MHRS’nin, hekim sayısı ve sevk sistemiyle uyumlu biçimde yeniden tasarlanması gerektiğini vurguluyor. 
Bir hekimin sözleri, hem hastanın hem doktorun durumunu özetliyor:
“Bu sistemde kimse mutlu değil; randevuyu alamayan da, o randevuya yetişmeye çalışan da aynı koridorda tükeniyor.”