2,3 trilyon liralık sağlık faturası
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 4 Aralık’ta yayımladığı 2024 Sağlık Harcamaları İstatistikleri’ne göre, Türkiye’de toplam sağlık harcaması 2023’e kıyasla yüzde 89,6 artarak 2 trilyon 359 milyar 151 milyon liraya yükseldi.
Bu artışla birlikte:
Kişi başına sağlık harcaması 14 bin 582 liradan 27 bin 587 liraya çıktı; yani bir yılda yaklaşık yüzde 89’luk artış yaşandı.
Sağlık harcamasının GSYH içindeki payı yüzde 4,6’dan 5,3’e yükselerek ekonomideki ağırlığını da artırdı.
Rakamlar, enflasyon ve kur etkisinin ötesinde, sağlık sisteminin finansmanında ciddi bir yük biriktiğini gösteriyor.
Yükün büyük kısmı kamuda, ama vatandaşın payı hızla büyüyor
TÜİK verilerine göre 2024’te:
Genel devlet sağlık harcaması yüzde 86,1 artışla 1 trilyon 794 milyar lira oldu.
Özel sektör sağlık harcaması yüzde 101,8 artarak 564 milyar 924 milyon liraya çıktı.
Toplam sağlık harcamasının yüzde 76,1’i kamu bütçesinden, yüzde 23,9’u ise özel sektörden karşılandı.
Finansman kalemlerine bakıldığında:
SGK yüzde 39,5 ile en büyük paya sahip,
Merkezi devletin payı yüzde 36,
Hanehalklarının payı ise yüzde 18,8 düzeyinde.
Yani kâğıt üzerinde yükün büyük kısmı hâlâ devlette gibi görünse de, vatandaşın doğrudan cebi de bu tabloda giderek daha görünür hâle geliyor.
Cepten sağlık harcaması ikiye katlandı: 442 milyar lira
Hanehalklarının doktora gitmek, ilaç almak ya da tetkik yaptırmak için doğrudan cebinden ödediği cepten sağlık harcaması, 2024’te önceki yıla göre yüzde 100,2 artarak 442 milyar 356 milyon liraya yükseldi.
Bu tutarın toplam sağlık harcamasındaki payı yüzde 18,8 olarak hesaplandı. Başka bir deyişle, harcanan her 100 liralık sağlık parasının yaklaşık 19 lirası doğrudan vatandaşın cebinden çıktı.
Uzmanlar, özellikle düşük gelirli haneler için bu oranın “sürdürülebilir olmaktan uzak” olduğuna dikkat çekiyor; kronik hastalığı olan, düzenli ilaç kullanan ya da özel hastaneye mecbur kalan gruplarda yükün çok daha ağır hissedildiğine vurgu yapıyor.
Özel sektörün payı 16 yılın zirvesinde
TÜİK tablosu, sadece miktarın değil, yapının da değiştiğini ortaya koyuyor. Özel sektör sağlık harcamasının toplam içindeki payı yüzde 23,9 ile 2009’dan bu yana en yüksek seviyeye çıktı.
Eleştirel değerlendirmelerde, bu durum “sağlık hizmetinin giderek piyasalaşması” şeklinde yorumlanıyor. Kamu hastanelerinde randevu bulamayan ya da bekleme süreleri nedeniyle özel hastanelere yönelen vatandaş, daha yüksek katkı payı ve ek ücretlerle karşılaşıyor. Böylece özel sektörün payı artarken, kamu hizmetine erişim konusunda eşitsizlikler derinleşiyor.
Hastaneler listenin başında, eczane ve tıbbi malzeme ikinci sırada
Sağlık hizmeti sunucularına göre dağılımda tablo değişmedi:
Harcamaların yüzde 54,6’sı hastanelerde yapılıyor.
Perakende satış ve tıbbi malzeme sunanlar (eczaneler, medikal firmalar) yüzde 19,6 ile ikinci sırada.
Ayakta bakım veren kuruluşlar (muayenehaneler, aile hekimlikleri, tıp merkezleri) yüzde 11’lik paya sahip.
Bu yapı, sağlık harcamasının önemli kısmının hâlâ hastane merkezli bir sistemde oluştuğunu, koruyucu sağlık hizmetlerinin ve birinci basamağın güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
“Bu sadece istatistik değil, sağlık hakkı meselesi”
Ekonomistler ve sağlık alanındaki meslek örgütleri, tabloyu şöyle okuyor:
Enflasyon, kur artışı ve ilaç–tetkik maliyetlerindeki yükseliş, toplam tutarı şişiriyor.
Özel sektör payının artması ve cepten harcamaların ikiye katlanması, eşitsizliği büyütüyor.
Geliri artmayan ya da borçluluk düzeyi yüksek haneler için sağlık harcaması, kira ve gıda ile birlikte en büyük üç gider kaleminden biri hâline geliyor.
Uzmanların ortak uyarısı şu: Eğer kamunun rolü güçlendirilmez, birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetleri ciddi biçimde desteklenmezse; önümüzdeki yıllarda sadece rakamlar değil, sağlık hizmetine erişim hakkı da tartışmanın merkezine oturacak.

