Yeni yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Trump yönetiminin “America First” (Önce Amerika) çizgisini kurumsal bir çerçeveye oturtuyor. Washington, Avrupa’ya yönelik sert eleştiriler ve Batı Yarımküre’ye öncelik veren bir yaklaşım benimserken, Türkiye’yi NATO içindeki konumu ve bölgesel krizlerdeki rolü nedeniyle “vazgeçilmez ama dikkatle izlenen” bir aktör olarak ele alıyor.
NATO’nun güney kanadı ve Türkiye’nin konumu
Strateji belgesi, NATO’nun doğu ve güney kanatlarında caydırıcılığın güçlendirilmesini öne çıkarıyor. Karadeniz ve Doğu Akdeniz, Rusya’ya karşı ittifakın kırılgan cepheleri olarak tarif edilirken, Türkiye’nin coğrafi konumu ve askeri kapasitesi NATO’nun güney kanadında kilit unsur olarak görülüyor.
Washington, müttefiklerin savunma harcamalarını artırması gerektiğini yineleyerek, NATO ülkelerinin GSYH’nin en az yüzde 2’sini savunmaya ayırması hedefini bir kez daha hatırlatıyor. Ankara’nın bu hedefe yaklaşan savunma bütçesi not edilirken, Türkiye’nin zaman zaman ittifak çizgisinden bağımsızlaşan adımlarının – S-400 hava savunma sistemi alımı ve F-35 programından çıkarılma süreci gibi – dikkatle takip edildiği vurgulanıyor.
Belge, ittifak içi uyumu korumak adına Türkiye gibi kilit müttefiklerle ortak tatbikatların artırılmasının, özellikle Karadeniz’de Rusya’nın askeri varlığına karşı “entegre caydırıcılık” sağlayacağı değerlendirmesini öne çıkarıyor.
Savunma sanayii, S-400/F-35 denkleminde “yeniden ayar” arayışı
Metin, Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği savunma sanayii kapasitesini, özellikle insansız hava araçlarındaki (İHA/SİHA) başarısını not ediyor. Ankara’nın modern silah sistemlerine erişiminin, NATO’nun genel caydırıcılık kapasitesi için katkı sunduğu vurgulanırken, bu erişimin mümkün olduğunca Batı ittifakı içinde kalması gerektiği mesajı veriliyor.
S-400/F-35 krizine doğrudan bir “yol haritası” çizilmese de, Washington’daki tartışmalarda Türkiye’ye uygulanan yaptırımların gözden geçirilmesi ve F-35 programı etrafında yeni bir çerçeve kurulması gerektiği yönünde görüşler öne çıkıyor. Bu bakış açısı, Türkiye’nin Rusya ve Çin eksenine daha fazla yaklaşmasının önüne geçilmesi gerektiği fikriyle temellendiriliyor.
Strateji, genel hatlarıyla ABD–Türkiye savunma ticaretinin artırılmasını, özellikle hava savunma, modern savaş uçakları ve ortak üretim projeleri üzerinden ilişkilere yeni ivme kazandırılmasını savunan yaklaşımı besliyor.
Bölgesel istikrar, Suriye ve Karadeniz denklemi
Belgede, Türkiye Orta Doğu ve çevresindeki krizlerde hem fırsat hem de risk barındıran bir aktör olarak ele alınıyor. Suriye dosyasında Ankara’nın YPG/PKK bağlantılı yapılara itirazı ve sınır güvenliğine öncelik veren operasyonları, “terörle mücadele perspektifinin vazgeçilmez parçası” olarak tanımlanırken; sivil kayıpların ve insani bedelin minimize edilmesi gereğine özel vurgu yapılıyor.
Karadeniz ve Ukrayna savaşı bağlamında ise, Türkiye’nin tahıl koridoru anlaşmasındaki arabuluculuk rolü ve Moskova ile Kiev arasında yürüttüğü denge politikası olası kriz yönetimi modeli olarak görülüyor. Strateji, Ankara–Moskova hattındaki diyalog kanallarını, savaşın yayılmasını önleyebilecek “nadir temas hatlarından biri” olarak not ediyor; ancak bu ilişkinin NATO çıkarlarıyla çelişmemesi gerektiğinin de altını çiziyor.
Ekonomi, diplomasi ve AB ile üçlü denge
Washington, yeni doktrinde Avrupa Birliği’ni sert şekilde eleştirirken, Türkiye–AB ilişkilerindeki tıkanıklığı da risk faktörü olarak görüyor. Brüksel’in Ankara’yı tam üyelik perspektifinden uzaklaştırmasının, hem NATO’nun güney kanadını hem de enerji ve ticaret koridorlarını zayıflattığı değerlendirmeleri öne çıkıyor.
Bu çerçevede ABD’nin, Türkiye ile enerji, savunma ve yüksek teknoloji alanlarında ikili ekonomik ortaklığı derinleştirme arayışına gireceği mesajı veriliyor. Washington açısından Türkiye, hem Avrupa pazarına açılan bir köprü hem de Orta Doğu, Kafkasya ve Karadeniz’de kritik bir lojistik ve enerji kavşağı olarak konumlanıyor.
“Stratejik müttefik ama izlenmesi gereken aktör”
Genel çerçevede Türkiye, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde “stratejik müttefik” olarak yer alıyor; ancak bağımsızlaşan dış politika adımları, Rusya ile savunma işbirliği ve Doğu Akdeniz’de zaman zaman yükselen gerilimler nedeniyle “yakından izlenmesi gereken” bir ülke olarak da tanımlanıyor.
Trump doktrini, Ankara’yı Rusya–Çin ekseninden uzak tutmayı, NATO içinde tutarak “kontrollü özerk müttefik” statüsünde tutmayı hedefleyen bir denge politikası öneriyor. Belgede Türkiye’ye doğrudan atıflar sınırlı kalsa da, NATO’nun geleceği, Avrupa güvenliği ve Orta Doğu’daki yeni güç dengeleri tartışılırken Ankara’nın rolü belirleyici başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

