Türkiye YZ yarışında nereye düştü?
Dünya, yapay zekâda yeni bir sanayi devriminin eşiğinden geçerken, Türkiye de bu dönüşümün dışında kalmamak için art arda adımlar atıyor. 2021’de açıklanan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) ile 2025’e kadar en az 50 bin yapay zekâ uzmanı yetiştirme, YZ’nin milli gelir içindeki payını artırma ve kamu verisinin YZ projeleri için açılması gibi hedefler belirlendi.
Ancak bir yanda bu iddialı hedefler, diğer yanda eski mevzuat ve uygulamada yaşanan gecikmeler var. Avrupa Birliği, 2024’te yürürlüğe giren AB Yapay Zekâ Yasası (AI Act) ile oyunun kurallarını yeniden yazarken; Türkiye’de hâlâ yalnızca KVKK ve genel veri koruma hükümleriyle ilerleyen bir hukuk zemini söz konusu.
Uzmanlara göre asıl soru şu: Genç, teknolojiye yatkın nüfus avantajı, eski mevzuatın frenini kırmaya yetecek mi?
Genç, dijital bir nüfus: Türkiye’nin en büyük kozu
Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistiklerle Gençlik 2024” verilerine göre, 15–24 yaş arasındaki gençler 12 milyon 763 bin kişi ve toplam nüfusun yüzde 14,9’unu oluşturuyor. Bu oran, AB ortalamasının hâlâ oldukça üzerinde.
Genç nüfusun önemli bölümü;
Akıllı telefon, sosyal medya ve oyun ekosisteminin içine doğmuş,
Kodlama, tasarım ve içerik üretimi gibi dijital becerilere daha erken yaşta temas eden bir kuşak.
Buna rağmen, “ne okuyan ne çalışan” gençlerin oranının yükselmesi, bu potansiyelin ne kadarının gerçeğe dönüşebildiği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Eğitimciler, özellikle mesleki ve teknik eğitimde yapay zekâ, veri bilimi ve otomasyon odaklı programların yaygınlaştırılmasını; üniversite–sanayi iş birliklerinin hızla artırılmasını zorunlu görüyor.
Strateji var, özel yapay zekâ yasası yok
Türkiye’nin yapay zekâ yol haritasının omurgasını, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (2021–2025) ve buna bağlı 2024–2025 Eylem Planı oluşturuyor. Belgede öne çıkan başlıklar:
YZ uzmanlarını yetiştirmek ve alanda istihdamı artırmak
Araştırma, girişimcilik ve yenilikçiliği desteklemek
Kaliteli veriye ve teknik altyapıya erişimi genişletmek
Sosyoekonomik uyumu hızlandıracak düzenlemeleri hayata geçirmek
Buna karşın, Türkiye’de hâlâ yalnızca yapay zekâya özgü, kapsamlı bir çerçeve yasa bulunmuyor. Hukuk zemini büyük ölçüde:
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK),
Sektörel regülasyonlar (bankacılık, sağlık vb.),
Genel tüketici ve rekabet hukuku hükümlerine dayanıyor.
KVKK, Kasım 2025’te yayımladığı “15 Soruda Üretken Yapay Zekâ ve Kişisel Verilerin Korunması Rehberi” ile şirketlere, üretken YZ kullanırken veri işleme, yurt dışına veri aktarımı ve şeffaflık gibi konularda yol göstermeye çalışıyor. Ancak bu rehber, ayrı bir YZ yasasının yerini tutmuyor.
Hukukçular, Türkiye’nin AB Yapay Zekâ Yasası’na uyumlu, risk temelli bir YZ kanunu hazırlamaması halinde küresel tedarik zincirlerinden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Girişimler hızlanıyor ama ölçek problemi sürüyor
Bir yanda mevzuat tartışmaları sürerken, sahada hareketlilik çoktan başladı. Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi’nin (TRAI) 2024 ve 2025 verilerine göre:
2021’de 206 olan yapay zekâ odaklı girişim sayısı
2023’te 325’e,
2024’te 362’ye,
2025 ortasında ise 411’e yükseldi.
Startup ekosisteminin genelinde de tablo dikkat çekici: 2024’te teknopark girişimlerine yapılan yatırımlar yaklaşık 825 milyon dolara ulaşarak bir önceki yılın üç katına yakın bir artış gösterdi.
Ancak bu büyümenin önemli bir kısmı hâlâ tohum ve erken aşama girişimlerde yoğunlaşıyor; ölçeklenmiş, global marka haline gelmiş YZ şirketi sayısı sınırlı.
TÜİK’in 2025 tarihli “Yapay Zekâ İstatistikleri” bültenine göre ise, Türkiye’de YZ teknolojilerinden en az birini kullandığını belirten girişimlerin oranı 2021’de yüzde 2,7 iken 2025’te yüzde 7,5’e çıktı.
Bu artış önemli olmakla birlikte, gelişmiş ekonomilerdeki çift haneli oranların hâlâ gerisinde.
Eski mevzuat, yeni riskler: Veri, iş gücü ve kamu
Sektör temsilcilerine göre mevzuatın hızla güncellenmemesi, üç kritik alanda risk oluşturuyor:
Veri erişimi ve paylaşımı:
YZ projeleri için gereken büyük veri setlerine erişim hâlâ dağınık mevzuat, kapalı kamu veri tabanları ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği nedeniyle sınırlı.
İş gücü dönüşümü:
YZ’nin iş gücü üzerindeki etkilerini ele alan araştırmalar, özellikle bilişim ve hizmet sektörlerinde istihdamın nitelik değiştirdiğini gösteriyor. Nitelikli YZ uzmanı açığı büyürken, düşük vasıflı işlerde otomasyon riski artıyor.
Kamu alımları ve teşvikler:
Strateji belgelerinde yer alan “yerli YZ çözümlerine öncelik” hedefi sahaya tam yansımış değil. Birçok girişim, kamu pazarına girerken hem uzun prosedürler hem de belirsiz standartlarla karşılaşıyor.
Ekonomistler, doğru regülasyonlar ve şeffaf teşvik programları olmadan “genç, yenilikçi girişimlerin birkaç yıl içinde yurt dışına taşınma veya yabancı fonlara tamamen devredilme” riskinin artacağı görüşünde.
Tren hâlâ kaçmadı, ama peron kalabalıklaşıyor
Peki bütün bu tablo içinde, Türkiye yapay zekâ trenini yakalayabilecek mi? Uzmanlar, “evet, ama zaman daralıyor” yorumunu yapıyor ve şu başlıklara dikkat çekiyor:
Hızlı, kapsayıcı bir YZ yasası:
AB AI Act’e uyumlu, risk temelli, sektörleri boğmayan ama vatandaşın haklarını koruyan bir çerçeve kanun.
Eğitimde tam saha pres:
İlkokuldan üniversiteye kadar algoritma okuryazarlığı, veri etiği ve kodlama odaklı müfredat; YZ yüksek lisans ve doktora programlarının sayısının artırılması.
Veri ve bulut altyapısında atılım:
Kamu verisinin anonimleştirilerek araştırma ve girişimcilere açılması, ulusal bulut altyapısı ve süper bilgisayar yatırımlarının hızlandırılması.
Girişimler için “regülasyon sandbox”ı:
Fintek örneğinde olduğu gibi, YZ girişimlerinin kontrollü ortamda yeni ürünlerini test edebileceği hukuki güvence alanları.
Türkiye, genç ve dinamik nüfusuyla hâlâ güçlü bir başlangıç blokunda bekliyor. Ancak küresel yarış, özellikle ABD, Çin ve AB ekseninde her geçen gün hızlanıyor. Eğer mevzuat, eğitim ve yatırım politikaları eş zamanlı olarak güncellenmezse, “yapay zekâ treni” istasyona uğrasa bile vagonlara binmek sandığımız kadar kolay olmayabilir.

